Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya

ÇIRPINIRDI KARADENİZ…

Bir şiirden öte, iki

Bir şiirden öte, iki kardeş milletin ortak hafızası

 

Bir zamanlar beşiklerde ninni niyetine söylenen, nesilden nesile aktarılarak zamanla Türk dünyasının hafızasına kazınan bir eser vardır: Çırpınırdı Karadeniz, bakıp Türk’ün bayrağına…

 

Kimi zaman bir annenin dilinde ninni, kimi zaman bir meydanda yükselen marş, kimi zaman da binlerce insanın gözlerini dolduran ortak bir hatıradır bu eser. Çünkü Çırpınırdı Karadeniz, yalnızca bir şiir veya bir beste değildir. O, aynı tarihin izlerini taşıyan, aynı acılara üzülüp aynı umutlarla ayağa kalkan iki kardeş milletin ortak sesidir.

 

Peki, bu eser neden yazılmıştı? Kim tarafından kaleme alınmış, hangi duygularla bestelenmişti?

 

Bir şiirin ardındaki tarih

 

Şiirin sözleri, Azerbaycan’ın büyük şairlerinden Ahmet Cevat tarafından 1914 yılında kaleme alındı. Eser, dönemin tarihî şartları içinde Osmanlı Türklerine duyulan özlemi, Türk bayrağına bağlılığı ve ortak bir gelecek idealini yansıtıyordu. Üzeyir Hacıbeyli ise 1918 yılında şiiri besteleyerek onu hafızalardan silinmeyecek bir esere dönüştürdü. Şiirin hikâyesi, Kafkas İslam Ordusu’nun Azerbaycan’daki mücadelesi ve Bakü’nün kurtuluşuyla da özdeşleşti.

 

Ahmet Cevat’ın bu bağlılığı yalnızca kelimelerden ibaret değildi. 1912 yılında gönüllü olarak Osmanlı ordusuna katılmış, Balkan Savaşları’nda Bulgar kuvvetlerine karşı savaşmıştı. Onun kaleminde Türklük, yalnızca bir fikir değil; gerektiğinde fedakârlıkla ve mücadeleyle gösterilen bir bağlılıktı.

 

İşte bu yüzden Çırpınırdı Karadeniz okunurken yalnızca dizeleri duymayız. Bir dönemin özlemini, bir milletin istiklal arzusunu ve sınırların ötesine taşan kardeşlik duygusunu da hissederiz.

 

“Bir kere yükselen bayrak, bir daha inmez!”

 

Azerbaycan’ın bağımsızlık mücadelesini düşündüğümüzde Mehmet Emin Resulzade’yi anmadan geçemeyiz.

 

Resulzade, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin kurucu liderlerinden biri olarak tarihe geçti. Onun hafızalara kazınan “Bir kere yükselen bayrak, bir daha inmez!” sözü, yalnızca bir bayrağın gökyüzünde dalgalanmasını değil, bir milletin bağımsızlık iradesini de simgeler.

 

Azerbaycan’ın istiklal mücadelesinde yükselen o bayrak, tarih boyunca ağır sınavlardan geçti. Ancak bağımsızlık düşüncesi, nesiller boyunca yaşamaya devam etti.

 

Atatürk ile Resulzade arasında aktarılan sözler ve hatıralar da bu kardeşliğin anlatısında önemli bir yer tutar. Bu anlatıların tarihî kaynaklarla teyit edilmesi elbette önemlidir. Fakat kaynakların ötesinde, iki liderin temsil ettiği bağımsızlık düşüncesi, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki tarihî bağın anlaşılması açısından anlamlıdır.

 

Çünkü bayrak bazen bir milletin istiklalini, bazen de gelecek kuşaklara bırakılan bir emaneti temsil eder.

 

Türkiye, Azerbaycanlıların hatıralarında da bir vatan oldu.

 

Türkiye’de yatan Azerbaycanlı fikir ve mücadele insanlarının mezarları, bu ortak tarihin sessiz tanıklarıdır.

 

Mehmet Emin Resulzade’nin kabri Ankara’daki Cebeci Asri Mezarlığı’ndadır. Türk dünyasının önemli fikir insanlarından Ali Bey Hüseyinzade ise İstanbul’daki Karacaahmet Mezarlığı’nda yatmaktadır. Hüseyinzade’nin düşünce dünyasıyla özdeşleşen “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” ilkesi, Azerbaycan millî düşüncesinin şekillenmesinde önemli bir yere sahiptir.

 

İstanbul’da hayatını kaybeden Behbud Han Cevanşir ile Feriköy Mezarlığı’nda bulunan Naki Bey Şeyhzamanlı da bu tarihî hafızanın diğer isimleridir.

 

Bu mezar taşlarına yalnızca birer ölüm kaydı olarak bakabilir miyiz?

 

Hayır!

 

Onlar, fikirleri ve mücadeleleri sebebiyle yurtlarından uzak düşmüş insanların hatıralarını; iki ülke arasındaki tarihî bağların, fedakârlıkların ve ortak ideallerin izlerini taşır.

 

Türkiye, nice Azerbaycanlı için bir sığınak ve ikinci bir yurt oldu. Azerbaycan da Türk milletinin gönlünde daima ayrı bir yere sahip oldu.

 

Ve elbette Ebulfez Elçibey…

 

Türk dünyasının birlik idealine gönül vermiş, Azerbaycan’ın bağımsızlığını savunmuş, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşliği siyasi ve fikrî mücadelesinin merkezine koymuş bir isim. Onun hikâyesi, başlı başına başka bir yazının konusu.

 

Karadeniz’den Hazar’a uzanan kardeşlik

 

Karabağ’da, Şuşa’da, Hankendi’de yaşananlar; Azerbaycan’ın bağımsızlığı uğruna verilen mücadeleler ve Türkiye’nin Azerbaycan’a duyduğu yakınlık, bu kardeşliğin hafızamızdaki yerini daha da güçlendirdi.

 

Hatay depremini hatırlayalım…

 

Türkiye’nin en zor günlerinden birinde yardım için yola çıkan Azerbaycanlı kardeşlerimizi, imkânlarını seferber eden insanları, Türk bayrağını arabasına asarak dayanışmasını gösteren gönüllüleri unutabilir miyiz?

 

Peki, Karabağ için dua eden, Azerbaycan’dan gelecek güzel haberleri bekleyen Türkiye’deki insanları?

 

Bunlar, diplomatik metinlere sığmayacak kadar güçlü hatıralardır. Çünkü kardeşlik yalnızca resmî ziyaretlerde ve imzalanan anlaşmalarda yaşanmaz. Kardeşlik; zor günlerde uzanan bir elde, paylaşılan bir acıda ve bir milletin sevincini kendi sevinci saymakta kendini gösterir.

 

Bir Azerbaycan Türkü, Çırpınırdı Karadeniz’i söylerken Türkiye’deki kardeşinin gözleri doluyorsa, o eserin asırlara meydan okuyan bir anlamı var demektir.

 

Bugün de Çırpınıyor Karadeniz…

 

Bugün yalnızca Karadeniz değil; Ege ve Akdeniz de içinde bulunduğumuz coğrafyanın stratejik önemini hatırlatıyor. Çevremizdeki gelişmeler, değişen ittifaklar, uluslararası rekabet ve bölgesel gerilimler, önümüzdeki dönemin kolay geçmeyeceğini gösteriyor.

 

Böyle bir dönemde Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin önemi daha da belirginleşiyor. Ancak kardeşlik duygusunu yaşatmak kadar, gelişmeleri sağduyuyla değerlendirmek, tarihî gerçekleri doğru bilmek ve geleceğe akılcı bir perspektifle bakmak da önem taşıyor.

 

Karadeniz ile Hazar Denizi arasında yalnızca bir coğrafi mesafe yoktur. Tarih, kültür, dil, edebiyat ve ortak hatıralarla örülmüş bir bağ vardır. Bu bağı yaşatmak, geçmişin hatıralarını anmak kadar geleceğin sorumluluğunu da üstlenmektir.

 

Kim ne söylerse söylesin, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik, milyonlarca insanın gönlünde karşılığı olan tarihî bir gerçektir. Bu bağın geleceği; karşılıklı saygıyla, dayanışmayla, ortak akılla ve nesillere aktarılacak bir kültürel miras bilinciyle güçlenecektir.

 

Ve şimdi yeniden o dizeleri hatırlayalım:

 

Çırpınırdı Karadeniz,

Bakıp Türk’ün bayrağına…

 

Belki de Karadeniz’in çırpınışı, yalnızca dalgaların kıyıya vuruşu değildir. Belki o ses, geçmişten geleceğe uzanan bir kardeşlik çağrısıdır.

 

Çünkü bazı şiirler okunup bitmez. Bazı besteler sustuğunda bile yaşamaya devam eder. Ancak son zamanlarda özellikle Hz. Ali’nin şu sözünü hatırlamakta da fayda vardır,

Söz ağızdan çıkana kadar senin esirindir, ağızdan çıktıktan sonra sen onun esiri olursun.

 

Bir sonraki yazımızda, bugün dört bir yanımızda şekillenen ittifakları, bölgesel gelişmeleri ve Türk dünyasının bu yeni denklemdeki yerini ele alacağız.

 

Kalın sağlıcakla…

 

Dr.Halil ÇALIŞKAN