Fedakârlık, çoğu zaman erdem olarak görülür. Hatta toplumda en çok takdir edilen kişiler, başkalarını kendinden önde tutabilen “iyi insanlar”dır. Ancak bazı durumlarda bu “iyi”lik hali, aslında görünmeyen bir sınırı aşar. Peki fedakârlık ne zaman sağlıksızlaşır? Daha da önemlisi, bu davranışın altında yatan gizli bir kontrol isteği olabilir mi?
Fedakârlığın Psikolojik Kökleri
Çocuklukta yeterince onay görmemiş, sevgiyi koşula bağlamış bireyler için “vermek”, bir sevgi alma stratejisine dönüşebilir.
Psikanalist Karen Horney, “sürekli başkalarını memnun etme davranışının, bireyin kendi iç çatışmalarını bastırma yolu olduğunu” söyler.
Bir başka deyişle, vererek var olmaya çalışır kişi. Çünkü durduğu yerde, kendiliğinden var olmasının değerli olmadığını düşünür.
“Sana muhtacım” Dedirtmenin Gizli Cazibesi
Aşırı fedakârlık, her zaman karşılıksız bir verme değildir. Bazen kişi, yaptığı iyiliklerle ilişkideki dengeyi kendi lehine kurar.
Psikoterapist Harriet Lerner bu durumu şöyle açıklar:
“Yardım etmek, çoğu zaman karşımızdakini aşağıda tutmanın kibar yoludur.”
Yani kişi, “Sen yetersizsin ama ben tamamlayıcıyım” mesajını verir. Bu gizli bir üstünlük kurma biçimidir. Ve genellikle bilinçsizce yapılır.
Vererek Yön Vermek: Kontrolün Şekil Değiştirmiş Hali
Bazı kişiler verdikçe “hak” kazanır. Sessiz bir beklentiyle, “Ben bu kadar verdim, artık o da bana göre davranmalı” der içten içe.
Carl Jung, bu tür dinamikleri “gölge niyetler” olarak tanımlar. Yani bilinçli düzlemde yardım ediyor gibi görünsek de, derinlerde yönlendirme ve onay ihtiyacı gizlidir.
Karşılık alınmayınca kırgınlıklar, pasif agresif davranışlar kaçınılmaz olur.
Sağlıklı Fedakârlık ile Aşırısı Arasındaki Fark
Sağlıklı bir fedakârlık, öz sınırları ihlal etmeden yapılır. Kişi verdiği şeyin kendisinden bir şey eksiltmediğinden emindir.
Brené Brown şöyle der: “Sınır koymadan gösterilen şefkat, özünde öfke biriktirir.” Çünkü karşılıksız verme, sınır ihlaliyle birleştiğinde kişiyi içten içe tükenmeye götürür.
Peki sen…
Verdiğin şey gerçekten gönlünden mi geliyor, yoksa sevilmeye değer olduğunu kanıtlama çabasından mı doğuyor?
Ve sonra… O içten içe biriken yorgunluk, sana ne anlatmaya çalışıyor olabilir?
