Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya

Vakkas Orhan gözyaşları içinde Suriye’de yaşadığı işkenceleri anlattı

Sednaya Hapishanesi’nde 10 yıl boyunca esir tutularak işkencelere maruz bırakılan Vakkas Orhan, Suriye’de ve Filistin’de yaşadıklarını anlattı. Orhan yaşadıklarını anlatırken gözyaşlarını tutamadı

Sednaya Hapishanesi’nde 10 yıl

İnsani Değerleri Birleştirme ve Yükseltme Derneği (İDEBİR) tarafından düzenlenen program ile Sednaya Hapishanesi’nde 10 yıl esir kalan Türk İş Adamı Vakkas Orhan anılarını Kocaeli’de anlattı. 2011 yılında ticaret yapmak için Suriye’ye giden Vakkas Orhan iç savaş ardından tutuklandı. 10 yıl boyunca Sednaya Hapishanesi’nde esir tutularak işkencelere maruz bırakılan Orhan 2021 yılında Esad rejiminden kurtuldu. İzmit Sivil Toplum Merkezi’nde Kocaelililer bir araya gelen Orhan, yaşadığı zulmü gözyaşları içinde aktardı.

YAŞADIKLARINI ANLATTI

İDEBİR Başkanı Zeki Canşi programın açılış konuşmasında, “Hocamız zulümlerin çoğunu yaşamış bir insan ve canlı bir şahidi. Bu günde bizi yalnız bırakmayarak programımıza katılan herkese teşekkür ediyoruz” ifadelerini kullandı. Canşi’nin ardından Vakkas Orhan, Bolu Kartalkaya’da yaşanan yangın felaketinde hayatını kaybedenlere baş sağlığı dileyerek yaptığı konuşmasında, “Keşke oradaki zulümleri yaşamasaydım. Ben sizlere orada yaşadığım zulmü anlatmak istiyorum. Anlatırken ağlamaktan korkuyorum. O zalimlerin altında kalan onlara boyun büken binlerce insanla karşılaştım. Cezaevinde günlük 30 kişi geliyordu 30 kişi gidiyordu. Ben bunların hemen hepsinin geniş sebeplerini sormaya çalışıyordum ve hepsi boşu boşuna getirilmiş insanlardı.

“ERMENİ BİRİYLE TANIŞTIM”

O getirilenlerden bir tanesi de benim. Ben aslen Adıyamanlıyım. Emekli iş insanıyım. Oraya da iş vesilesiyle gitmiştim. Birkaç ihaleye teklif verdim. Araplar bir olaya hemen heyecan duyup anında arkasına düşen insanlar değiller hatta biraz öteleyen insanlar. Orada birisiyle tanıştım bende Türk sayılırım dedi neden sayılırsınız dedim ben sizin tehcir ettiğiniz Ermenilerdenim dedi. Tehcir zamanı gönderildikleri süreci anlattı. Daha sonra namaz kılmaya gittim ve Beyrut’u da gezeyim dedim. Bir yeşil Beyrut bir de kara Beyrut var. Zenginlerin oturduğu yerler çok güzeldi. Belli ki onların hepsi kara parayla uğraşıyorlardı. İkindi de başka bir camiye gittim ve çok güzeldi dedim ki bu cami nereden kalma dediler ki Osmanlı’dan kalma bu cami dedi ve ben o zaman dua ettim biz malımıza sahip çıkamadık sen bize sahip çık Allah’ım dedim.

“BİR TAŞ BAŞ UCUNA BİR TAŞ AYAK UCUNA KOYARDIM”

Tekrardan Ermeni arkadaşın yanına gittim ve kendilerinin haksız yere tehcir edildiğini anlattı onun evine gittim yemek yedim ailesiyle tanıştım. Eve gittiğimizde sofraya alkol getirdi ben içmem teşekkür ederim dedim o geceyi Niki’yle beraber geçirdik. Bir rehber istedim bana Türk asıllı bir delikanlı çağırdı. Bir taksi tuttuk taksici bizi dolaştırdı. Bir yerde durduk ve dedi ki bana orada delikanlı burada bir gün Türklerin hakkında kötü konuşuyorlardı onlardan birini öyle bir benzettim ki dedi bende dedim benzetmek öyle olmaz delikanlı iyi benzetseydin bir taş baş ucuna bir taşta ayak ucuna diker giderdin dedim.

 “AJAN OLARAK ALDILAR BENİ”

Suriye’ye sınır Trablusgarp var. Orada bizim askerlerimiz çok şehit düşmüş oraya gittim. Bir ortamdaydık Türkiye ve Suriye arasındaki ilişkiyi konuşuyorduk ve biri bu Suriye çok güçlü bir devlet buradan hesap mı sorulur dediler bende dedim öyle değil. Yanımızdan 2 kişi kalktı onlar da casusmuş hemen beni şikayet etmişler burada Erdoğan’ın casusu var demişler hemen telefonum çaldı beni karakola çağırdılar dedim uçağım var yarın sabah gelemem dedim illa gel dediler bende tamam dedi. sabah bir kalkıp kapımda askeri araçlar var ve acaba dünkü konuşmalar için mi geldiler dedim ama sonra ne konuştuk ki dedim kendi kendime beni aldılar götürdüler.

“ERDOĞAN BENİ TANIMAZ”

Size Erdoğan’ın Türk casusunu getiriyorum dedi beni alanlardan bir tanesi ve bir tekme vurdu, ben düştüm zaten yere. Beni bir yere koydular sonra bekleme salonu gibi. Benim üzerimde ne varsa aldılar. 15 dakika geçmeden benden eşyalarımı alan polisin üzerinde benim kemerim var o benim dedim, artık senin değil dediler. Ben tercüman istedim beni getiren polislerden bir tanesi geldi. Daha sonra başka bir polis memuru geldi, pis casuslar Erdoğan sana ne kadar para verdi geliyorsunuz burada ortalığı karıştırıyorsunuz dedi. Sayın Erdoğan beni hiç tanımaz tanısam da söylemezdim zaten.

“ESAS CASUS SİZSİNİZ DEDİM”

Akşam oldu başkalarını alıp getirdiler herkes işkenceden geçmiş. Ben 17 gün kaldım orada ve tüm işkenceleri gördüm. Bir açık bir de kapalı celse var kapalı celse bir mahkeme. Yanımda bir delikanlı oturuyor. Savcı bana söyle bakalım neden geldin hangi camilerde kime para verdiniz neler anlattınız dedi. bende benim bir alakam yok dedim sonra üzerime yürüdü pis casus diye. Bende sözünü kendisine iade ettim esas casus sizsiniz dedim. Benim gibi o mahkemeye gelen o kadar çokmuş ki akşam olunca hepimizi bir arabada götürdüler. Gelen mahkumlara göre benim üstüm başım daha düzgündü. Başka biri beni yanına çağırdı bana çay falan ikram etti olmaz böyle dedi. ne olmaz dedim amca seni boşu boşuna tutukladıklarını söylüyorlar dedi. Bir cezaevine gittim içeri girdim beni bir delikanlı karşıladı amca bizim yanımıza gel dedi. Çocuk Türkçe konuştuğu için onları tercih ettim. Konuşmalarından anladım ki bu delikanlılar PKK’lı. Açlık orucu tutuyorlarmış onlara anlattım elimden geldiği kadar düşüncelerimi ama artık o topluluğun içine düştüm.

“ERDOĞAN’IN VE BAHÇELİ’NİN AĞZINDAN KONUŞUYORSUN DEDİLER”

Sürekli Türkiye’den bahsediliyor. Benim verdiğim cevaplardan kaynaklı bana dediler ki amca sen hep Erdoğan’ın ve Bahçeli’nin ağzıyla konuşuyorsun seni anlayamadık ticaretçi misin yoksa siyaset misin dediler. Ben de dedim ben ülkenin öz be öz evladıyım dedim. Ben hemen hemen her hafta işkenceye maruz kalıyorum bunun adı sorgu. Bana sürekli aynı şeyleri soruyorlar bende anlatacak bir şeyim yoktur diyorum ve yine işkence. Filistin askısı işkencesi görüyorum.

“BÜTÜN İŞKENCELERİ AYLARCA YAŞADIM”

Kollarımı damarlarımı kelepçeler kesiyor ya da dolap diyorlar onlar dizinize otomobil lastiğini geçiyorlar bir daha kımıldayamıyorsunuz tek kişi istediğiniz gibi işkence yapıyor olmuyor elektrik veriyorlar olmuyor kablolarla, borularla dövüyorlar. Bayılıp düşüyoruz ondan sonra gidiyorlar ayıldığımız zaman git diyorlar. Bu hali aylarca yaşadım bütün işkenceleri yaşadım. Oradaki insanların çektiklerini anlamak asla mümkün değil.

“ÇEKTİĞİN ACILARI DUYUYORDUK DEDİLER”

Ben başka bir cezaevine gittim büyük bir cezaevi ve bir çocuk geziyordu içeride burada Türk var mı diye? Daha sonra beni aldılar birinin yanına götürdüler beni amca hoş geldin dedi bana ve sarıldı bana. İsmi Selim Murat’tı. Sonra seni gördüm ya daha bana bir şey olmaz dedi neden dedim senin çektiğin acıları günlerdir duyuyorduk seni sağ gördüm ya dünyalar benim oldu dedi. çok acıkmıştım ve oranın bir yemeği olan yemek yaptığını söyledi onu yedim o yemek bana bin yıllık açlığıma yetecek gibiydi o kadar acıkmıştım ki. Böbreklerim ve kolonlarım zarar görmesin diye sıcak su kaynatıp içiyordum. Ben yaşamak için tüm varımı yoğumu yaktım su ısıttım. Bugünler böyle gelip geçerken, Vahit diye birisi gelip bize nutuk çekiyor dedim ki sen bize sizi koruyoruz diyorsunuz korumak böyle olmaz siz bizi canlı kalkan olarak burada tutuyorsunuz bırakın gidelim siz de bizim yüz suyu hürmetimize burada canlı kalıyorsunuz dedim.

“KIZIM BANA ULAŞTI”

Vücudumda hiç et kalmamıştı kaburgalarımın tıkırtısı dışarıdan duyuluyordu. Allah’a yalvardım ben hazırım dedim. Yürümeye bile mecalim yoktu ranzalardan tutarak ayağa kalkıyordum ve kapımızın önünden her gün cenazeler çıkıyordu. Bir süre sonra bana bir telefon geldi baktım Almanya’daki kızımın telefon numarası. Para istedi para verdim o gün o telefonla konuşmak için ne istese onu verecektim. Beni aradıklarını o telefonun gelmesiyle anladım. Abu Haydar telefonu çaldırdı geri bıraktı kızım hemen arkasından aradı. Kızım dedim bana dedi bir süre ne o konuştu ne ben konuşabildim sonra kendimi toparladım kızım benim baban dedi sonra beni sordu nerelerdesin dedi yaşıyorum dedim dertleştik bana hemen para göndermek istedi gönderme dedim kızıma para oradakilerin eline geçiyordu.

“YAŞAMAM ÖLMEMDEN DAHA HAYIRLI OLACAK DEDİM”

Bizi daha sonra kamyonlarla bir okula getirdiler, okulun bahçe duvarına baktım ki Obama ile bizim Cumhurbaşkanımızın resmi var. Çocukların göreceği yere işte sizin düşmanlarınız bunlar. Bunları iyi tanıyın yazmışlar. Orada 1400 kişinin kaldığı yerde tuvalet yok, banyo yok, ilkokul çocuklarının penceresi yukarıda. Oradan başka bir yere naklettiler artık ben usandım. Onlarca işkence gördüm oradan Şam’a gittim. Beraat kararım olmasına rağmen Şam’da 6 yıl esir kaldım. İnsanlar çıplak yatıyorlardı. Her gün insanlar ölüyordu, kafayı yiyenler oluyordu. Ben oradan kurtulmak için beni mahkemeye versinler de mahkeme beni cezaevine versin diye kavga çıkarttım beni hücreye verdiler. Hücreye ilk gittiğimde hiçbir şey yemedim daha sonra baktım benim yaşamam ölmemden daha hayırlı olacak.

“ERDOĞAN KAZIĞI DEDİLER”

Açlık grevine başladım beni müdüre götürdüler bana dediler biz senin ölmeni istemiyoruz seni takas edeceğiz dediler. Bırakın gideyim o zaman dedim onlar da yukarısı emir vermeden bir şey diyemeyiz dediler bırakmadılar beni. Bana dediler seni Şam’a naklediyoruz oradan da memlekete gideceksin. Nasıl gideceksem? Bana soyun dediler ve bu sana Erdoğan kazığı dediler. Ben bu acıların hepsinin üstesinden dua ederek geldiğimi düşüyorum. Yıllarca yattığım yerde namazımı kıldım teyemmüm ettim hep. Aslında geçmişi kendi kendime tazelemek istemiyorum. Beni dinlediğiniz için Allah sizden razı olsun anlatacak çok şey var. Ben daha başıma gelenleri size anlatmadım kimseye anlatmadım kimsenin bilmediği bir sürü sırlar var içimde. Ben oradan bir şekilde kurtuldum. Yeğenimin İsviçre’de beraber çalıştığı bir arkadaşının ve Kırgızistanlı tanıştığım birinin çok desteği oldu ” şeklinde konuştu.